29 Haziran 2008 Pazar

HADDİNİ BİL HADDİNİ BİLMEZ İSEN....

SİYASET İÇERİKLİ YAZI VE YORUM YAYINLAMIYORUM BİLİYOSUNUZ.BUNUN SEBEBİ VAR TABİİ.AMA BU KOMEDİ UNSURU TAŞIYOR VE ÇOK GÜZEL BİR ŞİİR ANLAYANA.
BU KEZ BANA GELEN MAİLİ FAZLA BİR EK VE YORUM YAPMADAN AYNEN YAYINLIYORUM,HABER VE FOTOĞRAFI BEN EKLEDİM KAYNAKLARIYLA.EKRAN GÖRÜNÜTÜSÜNÜ DE BEN ÇEKTİM:)
AMA SİZ ESİRGEMEYİN YORUMLARINIZI VE AĞZINIZA GELENİ:)
---------------
Konu : Mandacı zillilere bir halk ozanımızdan süper bir şiir...



Atatürk'ü sevmez, nefret edermiş,
Humeyni hayranı kızımız bizim.
Özgürlük yerine manda istermiş,
Bunları da gördü gözümüz bizim.
Tarihi bilmiyor fikir veriyor,
İngiliz ipine umut seriyor.
Saçma sapan savla sinir geriyor,
Öfkeden kızardı yüzümüz bizim.
Demek öyle, kim güçlüyse ona uy,
Irak'a bak, Müslümansan utanç duy.
Emperyalistlerde değişmiyor huy,
Kulağa küpedir sözümüz bizim.
Kızımız özel bir hukuk istiyor,
Dine dayanmalı yasamız, diyor.
Millet isyanlarda 'olamaz' diyor,
Bu kadar kara mı yazımız bizim.
Bunlar böyle fikri nereden bulur?
Hangi kitap, hangi hocadan alır?
Bu kadar cehalet tahsille olur,
Ne oldu eğitim tezimiz bizim?
Millet bilinci yok, ümmet kafalı,
Aklı başkalaşmış türban takalı.
Bitleri kanlanmış AB çıkalı,
Beyninden silinmiş izimiz bizim.
Kızım kendine gel, sabrı sınama,
Düşman övüp, Atatürk'ü kınama.
Mevcut sistem ile kumar oynama,
Çağdaş adalettir kozumuz bizim.
Biz bu cehaleti kökten yıkarız,
İstersek Samsun'a yine çıkarız.
Bulur meşaleyi tekrar yakarız,
Nevzatlarda gizli közümüz bizim.

"Halk Ozanı Karamanlı Nevzat"
-------------
not:‘Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum’ diyen Nuray Canan Bezirgan Kanada’ya iltica etmiş.-----devamı var--



Nuray Canan Bezirgan, İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tibbi Dökümantasyon Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyken başörtülü sınava girmek isteyince 6 ay ceza aldı. Cezası ertelenince Kanada’ya iltica etti ve 7 yıl orada yaşadı.
7 yıl aradan sonra Türkiye’ye dönme kararı ise şöyle açıklıyor: Oğlum kardeşleri, arkadaşları ve bizimle iletişim kurarken İngilizce’yi tercih etmeye başladı. Müslüman nüfusun az olması da diğer bir etken oldu. Kanada vatandaşlarıyla bu bağlamda ortak paydamız az olduğundan Türkiye’yi özlüyordum. Hem çocuklarımın kültürel erozyona uğramalarının önüne geçmek hem de kendi kökümüz Türkiye’de olduğu için dönme kararı aldım.”
Bezirgan, 2.5 saat içinde kabul edildiği Kanada vatandaşlığını neden kabul ettiğine dair soruya ise şöyle cevap veriyor: “Yasak beni kaçırtmadı. Amacım, bu mücadeleyi yurt dışına taşımaktı. Kaçacak kadar korkak olsaydım zaten Türkiye’de bu kadar kendimi öne atmazdım.”
Haber: Habercem
VE BURADAN TAMAMINI OKUYABİLİRSİNİZ OLAY RÖPORTAJIN VE ALTAYLININDA BİTTİĞİ ANIN

27 Haziran 2008 Cuma

PSP-piespi Kaatil Kapıcı!!



Okullar kapandı kapanalı oğluşun ağzından düşmeyen bi laf var.Önce özenle karne ve takdir belgesi herkesin burnuna sokulur itinayla..

Bir dilek;

-Bana piespi alırmısınız?

-O ne tatlım?

(bakmayın öyle bizim zamanımızda anca renkliküpler vardı,anlayan anladı:))

-Oyun konsolu çok şahane ama yaa bilgisayarıda sana bırakırım onda oynarım

-(küllahıma anlat sen)-içses bu

-Alırız tatlım,bakalım bir nerde satılıyosa..

Sonra başka kapılara dayanır;

-Banane sen ödermisin taksitleri babamın kartıyla alsak?

-Anane sen alsana almıyolar noluurrr



Ya alıcaz biraz dur diyoruz cidden kıprdamaya vaktimiz olmuyor bu ara.

Zaten yakında gidicez tatile.Gitmeden alırız merak etme.

Ama sabırsız çocuk.

PİESPİ PİESPİ diye rüyamda sesler gelmeye başlamıştı üstüme üstüme



Sonunda bir sponsor bulan yavrukuş,

-Anane babanem taksitlerini vercek senin kartla alalımmı yada sende aynı fiyata başka bişey al temennisinde bulunsa da,ananesi her zamanki usta manevralarıyla savuşturdu olayıbiggrin



Ananeden sürekli para vb şeyler talep eden çocuklar,

"para isteme benden,buz gibi soğurum senden" felsefesini özümseyen anene tarafından daha önce aldıkları tek tek özenle sıralanarak savuşturulur,ama hakkını yemeyelim kez bikaç ganimet kopartmışlıkları vardırmrgreen



Babanenin büyük vaatleri sonucu bugün para bekleyen kuzu hemen koştu gitti,ama 10da birini alan bebiş,bütün gün beni aradı netten bulsana alalım,falan derken muradına erdi..

Sonunda batarya takılıyken bile yapışarak oynadı durdu ama hala istek plan program bitmedi yok hafıza kartı yok oyun alcakmış,bi süre daha bu piespi sözünü duycam gibi

Ona yağan ganimetten ablası daha fazla kapabildiği ve derhal kitap,kuaför,kullanılmayacak makyaj malzemeleri ve saç bakım maskesi(evde dolu), gibi mühim yatırımlar yaptığı için için mutlu mesut eve döndüler.



Cadı kitap okuyo komşu verdi birsürü dedesinden babasından kalam oku istersen okula falan verirsin diye,özellikle polisiye cinayet korku romanları seven cani ruhlu psiqo,gelmiş diyoki

-Çok heyecanlı bir kitap buldum tam benlik,sakın rahatsız etme bak,nuh neviden kalma!!

-Ona nuh nebi derler bi kere (Recep varmı bu sitende:))

-Her neyse,çok heyecanlı bir polisye,şşşttt

Adı ne ama sor bi,sor

-Sormazsam susmıcan dimi,neymiş de bakalım



-KATİL KAPICI..!!!



-Yalan!



-Valla,hatta KAATİL KAPICI aha;



Başka da bişey demiyorum zaten bi unutkanlıktır gidiyo,

arkideşim bekliyo gidiyorum uyumadan biggrin

oooffff

Image and video hosting by TinyPic
Image Hosted by ImageShack.us

25 Haziran 2008 Çarşamba

BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ..SONRA...

HER OKUYUŞUMDA GÖZYAŞLARIMA ENGEL OLAMADIĞIM ÇOK DEĞER VERDİĞİM BİR ÖYKÜDÜR BU.
MAİLLERİMİ TEMİZLEDİM VE BU YİNE ORADAYDI.

SADECE PAYLAŞMAK İSTEDİM..
NE YAZMAK İSTEDİĞİMİ DE UNUTTUM......

*************
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.
Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: 'Nazif Bey mi?'dedi.

'Evet, Nazif Bey!' diye cevap alınca,

hüzünlü bir ses tonuyla 'Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.' dedi.

Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. 'Ya, öyle mi...?' diyebildi sadece.

Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp

'Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?' diye sordu.

'Evet var, oğlu Selim Bey....'.

Titrek bir sesle 'Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?' dedi.

Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,

'Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor;
ama ben yine de kendisine bir haber vereyim.

'Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra 'Kim diyelim efendim?' diye sordu.

'Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım.' cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.

Daha sonra mütebbessim bir çehreyle,
'Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin.' dedi.

Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi.
O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,

'Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir.' dedi.

'Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun.' dedi, genç iş adamı.

Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
'Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim.' dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu.

'Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam.'

Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü:
'Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım.' Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına inanamıyordu.
Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine:

'Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?' Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla 'Evet' dedi.
Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.

'Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık.' dedi.

Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve
'Sizi karşıma Allah çıkardı.' dedi.

Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı

'Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?' dedi.

Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak

'Bizdeki emanetinizi vermek için...' deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.

'Emanet mi?' dedi.

Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine

'Gelebilir misiniz?' deyip telefonu kapattı.

Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.

Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki
tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek,

'Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum.' dedi. 'Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.'
Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum.' dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.

Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.

Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:

'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...'

Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.

Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:

'Bir müddet sabredeceğiz, sonra...'

İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:

'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra...' (devamı var------)


diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu.
Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,
'Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim.' dedi.
Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak
'Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik.

O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin...
Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışına mukabil babam:
'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi,'Alışacağız.'dedi.
Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.
Annem bezgin bir sesle:
'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı. Bunun üzerine babam:
'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi
Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık.Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla,
'Yoruldum.' dedim.
Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.' dedi.
Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum.
Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı.

Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:

'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'


Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü.

Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.
Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.

'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz?' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk.
Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı.
Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.
Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.

Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime
'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim.
Bugün ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı.' dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.' diyor'.

Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı.

'Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım.
'Selim Beye döndü ve
'Siz ne yapardınız?' diye sordu.

Selim Bey kendisine has tebessümü ile:

'Bir müddet zeytin yerdim, sonra...' dedi ve gülümsedi.

O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu elim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.

'Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.

Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.

"Sevgili Mehmet Bey oğlum,

Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu...
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım.
Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı,ben bu
borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım.
Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir.
Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

Sevgilerimle, Nazif Cebeci."

Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.

Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı.
Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi...

24 Haziran 2008 Salı

TUZKİ CANIMIN İÇİ:))


SORU:Bu nedir?

CEVAP:Tuzkismile

SORU:Ne ki bu?question

CEVAP:Ne zamandır birkaç smileyini bulduğum ve hasta olduğum bıdıklar,meğer şöhretleri ummanı aşmış haberim yokmuşlol

Tesadüfen bir forumda görüp kopyaladım,ve ismi tuzki vs vs yazıyor bir farkettim ki,
acaba google kardeşe sorsam bişey dermi ki diye her zamanki meraklı araştırmacı gazeteci kişiliğimle denedimm,baktım yıkıldı ortalıkrolleyes
Nerden alsam benden aldın diyecek ben de bizzat kendi sitesini buldum misler gibi,zaten bir çizgi film karakteriymiş bu minik.

wang momo (isme tıklarsanız kendi sitesine gidebilirsiniz)adındaki çinli bir çizerin resimlediği, populer bir cizgi karakter. msn emoticons ları felanda mevcut..diyor sourtimes:)

(hee biz de biliyoduk demeyin zaten bilmeyenler için bir tanıştırma merasimi bu temem mi?)
Bakın nasıl tatlılar ve soytarılar bunlar:

İndirmek ve sitesine gitmek için başlıktaki resme ya da buraya tıklamalısınız..
Msn bunlarsız olmaz modanın gerisinde kalmayın

O kadar çoklar ki..
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR

Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR
Resimupload.Gen.TR

23 Haziran 2008 Pazartesi

NELER OLUYOR HAYATTA..:))

Güzel bir hafta diliyorum...
Benim için bir önceki kadar yorucu ve sıkıcı olacağa benziyor.
Malum yaz geldi düğünler sünnetler başladı,yani benim hiç sevmediğim seramoniler.
Ama yakınlık dercesi arttıkça içinde olmak zorunda kalıyosunuz.
Geçen haftada hazırlıklarla geçti(göya).O kadar gezildi yorulundu ama alınanlar durdu evden giyinildirazz Aslında yeni elbisemi ayakkabılarımı ve çantamı kınada giydim ama düğün için aldıklarımı giymedim çünkü fantazi değildi,zaten sevmiyorum ve uymuyor benim fantazi anlayışım çoğu kimseyle,özellikle annemlelol
Neyse o kadar yoruluyosun saatlerce saç baş yaptırıyosun(hele benim için çin işkencesi).Hayatımda ilk defa kuaföre makyaj yaptırmak istedim(hijyenik ve benim daha güzel yapabiliyor olmam sebebiyle,buna da para verilirimi deyip hiiç yaptırmadım gerçekten).
Ama kararımda ne kadar haklı olduğumu bir kez daha görmüş oldum.Bir daha Avrupa dan uzman gelse yüzümü emanet etmem.Kendinize en çok ne yakışacağını sizden iyi kimse bilemez uzman falan hikaye.Birde simli bişi sürdü gözümün üzerine alerjik bünye bunu hazmedemedi ve daha ordayken aka aka gözümün altı silindi.Likitin ucu yokoldu-ki sırf bunun için yaptırmıştım makyajırolleyes.Sürdüğü rujun rengi rüyama girebilirdi,eğer hemen silmeseydim..
Eve gelip başka kıyafet giymeye karar verince hele,gene kendim yaptım makyajımı parada boşa gitmiş oldu(yada rimelle fondotene)
Ama saçlarımı kestirmekle çok doğru bir karar verdiğimi bir kere daha gördüm,mest oldum,kına günü sarı balyajlar attı ve 10 dakikada şekil verdi ,düğün günü birkaç fırça sarı ve nasıl becerdiyse dağınık topuz yaptı kraliçe gibi ,tanıyamadım kendimi hehemrgreen

Bu arada yazıyı yazarken gelmedi aklıma sonradan geldi,bir makyaj sitesi vardı(TAAZ)
orda fotoğraflarımızı halden hale sokup cadımla bayılmıştık gülmekten,iğrenç oldular çünkü ama onunkini koyarsam şimdi çıngar çıkabilir,benimki tanınmaz halde nasılsa,buyrun makyaj harikalarını izleyin abarınca böyle oluyor işte;
dipnot:GÜZELLİK DEDİĞİN SADELİKTİR,BAKIMLI OLMAK ALTINI ÇİZMEKTİR GÜZELLİĞİN BUNU BİLİR BUNU SÖYLERİM.
YÜZ HOŞSA RUJ VE RİMEL BİRDE KALEM YETER ARTAR BİLE..!!
AMA BAKIMSIZLIĞA PASAKLILIĞA DA SONUNA KADAR KARŞIYIM.
Aha böyle maymun ediyolar tv dekileri(ama kaş göz burun dudak bana ait sadece saçlar ve kirpikler ve renkler değil):
ELİN MAHKUM TIKLICANlol


Kuaförde geçirdiğin zaman kadar zamanda bitiveriyor bu düğünler.Hazırlıktan ibaret bu eğlence dedikleri sanırım.Ama cadımda ben de pek güzel olduk nazar değdicool
Düğün evlere şenlikti,insanların gereksiz gerginliği ve hava atma merakı beni hayrete düşürdü-gene-akıllanmıyorum ben diyorum ya..

Bu arada arkadaşlarıma zaman ayıramadım,özellikle blog arkadaşlarıma,çok özür diliyorum.
En kısa zamanda telafi etmeyi umut ediyorum.
Elimde olmayan nedenlerden ötürü ne zaman ne yapacağım belli olmuyor çünkü bu ara.

Yarın yokum,çarşamba iyiden iyiye hastalık hastasına dönüşen ve inatla benim kendisine bakmamı isteyen (yanlış anlaşılmasın,hiç bir şey çıkmıyor sonuçlarında) anneciğimi doktora götürüyorum(yanında,karşısında doktorlar ve hastane ama sen bakıcaksın bana diyor sürekli)
,cadı da gelicek,neyse korkunç bir gün olacağına eminim annem sürekli, hem gezmek isteyip hem yoruldum dicek,cadı gene peşimize bir ark ını takıcak,ne göstersek beğenmicek,ben de onun beğendiklerini tabii..
Anane torun zaten bi türlü anlaşamıyorlar bu sene.İkiside susmuyor çünkü..
Beni arada sefil edicekler ya,hayırlısı..Dönüşte akıl hastanesine bırakırlarsa şaşmayın..
rolleyescry

18 Haziran 2008 Çarşamba

SEVGİLİ DÜNLÜK...

Ardarda tatsız zamanlar geçirdim,anlam veremediğim şeyler oldu ve yansıdı yazılarıma bu, tersi mümkün değil zaten,hep derim "gönül bir ayna,ne görürse onu yansıtır" bana yansımaları hoş gelmiyor işte bazen..
Bulutları dağıtıcaz birlikte artık inşallah..

Okullar kapandı malum,artık cadım tepemde demektir butwisted
Aslında bu bana sürekli yazacak malzeme demek,zira cadı "ben senin en değerli malzemenim(bana iyi davran demek bu) ben olmasam ne yazcan şu bloğa,bütün yorumlar ve alkışlar benim" diye kasım kasım kasılsa da,oturupta bi satır yazmaya üşenen pc başına geçince kendini unutan şahsiyet kim?
Önemli olan malzeme değil,onu karıştırıp helva yapmak kızıımmmmrgreen

Okulun son günlerinde artık derslerde oyunlar oynuyolardı tabu,tavla hatta laptop bile götürüldü yasak olmasına rağmen.Öğretmenlerde bezmiş canından zaten,naparsanız yapın modundalar.Bir gün din öğretmeni gelmiş(1 hafta kala kapanmasına ) oturmuş masasına geyik yapıyo sadece,aa bir bakmış papaz kaçtı oynuyo çocuklarbiggrin
Aniden uyanan ve gerinen tuhaf insan,"aaa siz burda kumar oynarsınız haaa!!!" der ve çocuklar yok hocam olurmu papaz kimde oynuyoruz diye güler geçer,en korkak öğrenci bile gülerek cevaplar veriri ve 5 dakika içinde çocukları şikayet eden hasta ruh disipline yollar hepsini(ciddiyim bak)
Ve okulun kapandığı gün eve bir zarf gelir,hani sarı olanlardan,
"çocuğunuz disiplin kurulu tarafından uyarılmıştır" diye...eek
Evde konuşulup gülüp olayı unutan bendeniz, e kızım naptın sen ne demek disiplin diye cırlamaya hazırlanırken(çünkü her zaman en sevilen ve en örnek aynı zamanda en neşeli ve sivri benim cadım olmuştur,hadi odasını toplamıyo diye uyarsınlar iyi olurdu öyle bi şikayet hakkımız olsa keşke de,neyse..)
Şimdi gidip okulda olay çıkartmadığıma pişmanım yani herkes elindeki gücü psikolojik durumuna göre istediği insanlarda kullanacak mı bu nasıl adalet!?ne cesaret?diğer herşeyden her sorumlu olanı uyarsanız neyse,gitmek zorunda bile değillerken gidip,izin verdikleri için eğlenen çocukları nasıl disipline gitmiş cezalı gibi gösterirsiniz?Okulun sitesine gidip şikayet yazmazsan neyim.!
Bak sinir oldum aniden gülerken oofff...

(devamı var bu sefer tıkla aşağıya:)

Neyse psiqomla gittik alışveriş merkezine geçen gün,yeğen sünnet olucak,(bu ara bu yüzden yokum) elbise falan bakalım dedik hemde.Yoruldum dedi,acıktım dedi,hadi dedi,giymem ben onu dedi kanımın çekildiğini hissettim delirtti beni.Baboliler günü için hediyelerde aldık,çekilişe katılmışız adımızı yazdırdık,paket yaptırdık hediyeleri işimiz bitti,e hadi dedim oturalım biraz yorulduk erken daha.Tam oturduk bi tane bebiş annesinin kucağında başını omuzuna yaslamış,yüzü bize dönük nasıl tatlı,nasıl yorulmuş bak ne tatlı yaa,uyudu uyuycak dönüp bakmıyo bile annesi napıyo diye garibim dedim, sende böyle uyurdun şimdi pabuç kadar dilin var dedimmrgreen
Kadın oturdu bebek umuru değil anasına veriverdi anası gitti sallayacağına kucağında yavruyu masaya oturtmaya çalıştı,gözler kapalı çocukta,puset yanında,e bi koy salla uyut bebeği yazıktır Allah ın gezenti kulları,düşüncesiz yaratıklar,defolsanıza evinize artık Allah ta size çocuk veriyo ziyan edin diye diyerekten başladım çemkirmeyetwisted
(benim yanımda çocuğuna özensiz davranamaz kimse, asla vuramaz, kavga etmişliğim var tanımadığım insanlarla,sen ona kul olcan ona uycan,saatini sektirmicen adam gibi bakmıcaksan yapma! emanet onlar sana Allah ın hediyesi,kafayı sıyırıyorum anında yanıyo devreler yaa)
Neyse bebek bastı çığlığı sonunda,dar etti onlara dünyayı(e,iyi etti çocuk oyuncak gibi zebil ziyan ediyolardı haspalar:)
Cadı gene "ay anne çok fenasın yaa" dedi amabiggrin
Sonrada diyo ki,
-ahhh ah şimdi onun yerinde olmak vardıııııı
-aa niye kız?
-yat babam yat,kalk şuraya git,bunu getir yok,yıkan et uğraş yok,para vermek yok bişeye,
herkes yedirip giydirip uyutmaya bakıyo misssrolleyes
ayy hakikaten yaa ye çocuum,uyu çocuum şahane bişey bee,kıymetini bil olummm(bebeğe diyo)

Ben gülmekten kopmuş vaziyette,ay nolur yazsana şu defere bunu unutmiyim yazayım bloga diyorum(aslında günde elli kere diyorum bunu yazmazsam diye ama cidden unutuyorum)
cevap şu;
-anaaamm kendi söylediklerini milletin gülmesi için tekrardan yazmak çok saçma bişi beebiggrin

Ve bu yazar olmak istiyodu gazetecilik basın yayın falan okuycaktı göyaa,ama anladıki yazmayı sevmiyo bu sadece espri yapmayı ve okumayı seviyo..
Garson gelicek acıktım falan diyo ya hadi seç dedim işte şunu bunu vs dedi yaz dedim yok aman ben aklımda tutarım yazma hastalığı geldi bee dedi(şahika gibi)
Geldi garson aynı anda konuşmayalım diye sustum ben bu söyledi ben başımı salladım gitti garson diyo ki;
-Buda annem,konuşamıyo da pek,internete alışkın klavye verin yazarak vericek siparişinilol


Dün bütün gün çarşı pazar mağaza gezdik akşam oğluşumun veda partisi vardı Allahtan yakındı gittik çok yakışıklıydı prensim benim,ama o kadar utangaçtı ki,redface ilk aşkıyla dans etmek şöyle dursun,kalkıp hoplayıp zıplayan çocuklarla zıplamadı bile,direğe yaslanıp baktı öyle romantik romantik..En şıkta benim oğluşumdu,kızlar tuvaletler giydiler çok tatlılardı erkek çocuklarına anneleri hiç özenmemiş atletlerle gelmişler-getirmişler şaştık kaldık cadımla.Resimler çıkmamış yaa çok karanlıktı sinir oldum neyse cd sini alıcaz bakalım..
Biz zorladık,hatta tehdit ettikmasaya çıkar göbek atarız rezil olursun diye ama ııı ıhhh,yapmazsın sen hem seni çok seviyolar bayılırlar yap dedi,kalkmadı oynamaya kızdı küstü ağladı bebek bu hala bee,erkerler geç büyüyo işte anacım,çok tatlı ama beeerolleyes


Asıl benim annemle alışveriş manzaralarım daha beter ya,o dabaşka zaman..şimdi gene gitmemiz lazım,günlerdir eve yatmaya giriyoruz yerimizi yadırgıcaz nerdeyse,düğün bitsin gelicez,yorumlara cevap ta yazıcam çok tşk..
Güzel bir gün diliyorum..